Mübârek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nâfile namaz, zikir, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftâr verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.
Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. Memleketimizde okutulan mevlid, bir emir gereği değildir. Zira mevlid okutma âdeti, Resûlüllah’ın zamanında olmadığı gibi, sahabelerin devrinde de görülmemiştir. Bazı âlimler, bu âdetin daha sonraları tabiîn devrinde başladığını, her ülkenin de kendi mevlid yazarlarının eserini okumayı âdet edindiğini ifade etmekteler.
Bizde ise merhum Süleyman Çelebi’nin Bursa’da yazdığı mevlidi Osmanlılarca âdet edinilerek günümüze kadar okunagelmiştir. Bu sebeble mevlid okutma âdeti sünnet olması mümkün olmadığı gibi, dinî bir emir gereği kabul edilmesi de makul olmaz. Ancak, bu dinî merasim sebebiyle insanlar biraz daha mânevî mevzulara yaklaşır, dinî havaya girer, İslâmî his ve duygulara bürünürler.
İslamda ağaç ve ağaç ekmenin önemi/yararları (Alinti)
ÖLÜM VE ÖTESİ
HAYAT YOLCULUĞU ÖLÜMLE BİRLİKTE BİTER VE İNSANOĞLU,
KENDİSİNİ EBEDÎ AHİRET ÜLKELERİNE GÖTÜRECEK OLAN YEPYENİ BİR YOLCULUĞA ÇIKAR.
İŞTE BU YOLCULUK SIRASINDA MÜ’MİN OLSUN, KÂFİR OLSUN
HERKESİN KARŞILAŞIP YAŞAYACAĞI BİR DİZİ HADİSE VARDIR.
HADİS VE ÂYETLERİN BİLDİRMESİYLE BİLEBİLECEĞİMİZ
BU HADİSELER HAKKINDA BİLGİ EDİNMEK, AHİRET HAYATIMIZ İÇİN
KENDİMİZİ NASIL HAZIRLAMAMIZ GEREKTİĞİ KONUSUNDA BİZE YARDIMCI OLACAKTIR.
ÖLÜM ÂNI
Bir kimsenin ölüm ânı, onun ölümden sonraki hayatı hakkında fikir verir. Çünkü Allah’a inanan kimseyle inanmayanın ölüm sırasındaki hali birbirinden çok farklıdır.
Mü’minler ölürken yanlarına melekler gelir:
DELİNİN VELİYE TAVSİYESİ
Bayezid-i Bestamî hazretleri. Büyük velilerden. Bir gün tımarhanenin önünden geçiyor. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüyor:
-Ne yapıyorsun?
Hizmetçi:
-Burası tımarhanedir. Delilere ilâç yapıyorum.
-Benim hastalığıma da bir ilâç tavsiye eder misin?
-Hastalığını söyle.
-Benim hastalığım günah hastalığı... Çok günah işliyorum..
-Ben günah hastalığından anlamam... Ben delilere ilâç hazırlıyorum..
Parmaklığının arasından konuşulanları duyan bir deli,(!) Bayezid-i Bestamî hazretlerine:
-Gel dede, gel! Senin hastalığının çaresini ben söyleyeyim, diye seslendi.
Bayezid-i Bestamî hazretleri, delinin yanına sokularak:
İki kardeştiler. Biri köyde çobanlık yapmayı tercih ederek diyordu ki: Bu zamanda şehre gitmek, oranın günahlı hayatına karışmak çok kötü. İyisi mi, ben köyün çobanlığını yapayım, günahlardan uzak kalayım.
Diğeri ise şehre gitti. Bir mahallede küçük bir tamir kulübesi açıp başladı ayakkabı tamirine.
Çoban dağda koyunları, keçileri otlatıyor, hiçbir namazını kaçırmıyor, hiçbir şekilde de nâmahreme nazar etmiyordu. Bütün gün ormanın sessizliği içinde zikirle, fikirle, şükürle yaşayıp gidiyordu.
Bu sebeple de manen bir hayli ilerledi, kerametlere mazhar oldu.
Düşünüyordu ki, kardeşi şehirde bir sürü günah ve nâmahreme nazar ile manen sukût ediyor...
Uzaklarda bir köyde, kocasi, çocugu dogmadan ölmüs, tek basina
yasayan hamile bir kadin kendisine arkadas olmasi açisindan
dagda yarali olarak buldugu bir gelincigi evinde beslemeye baslar.
Gelincik kadinin yanindan bir an bile ayrilmaz. Her ne kadar evcil
bir hayvan olmasa da, oldukça uysallasir. Bir kaç ay sonra kadinin
çocugu dogar. Tek basina tüm zorluklara gögüs germek ve yavrusuna
bakmak zorundadir. Günler geçer ve kadin bir gün bir kaç
dakikaligina da olsa evden ayrilmak ve yavrusunu evde birakmak
zorunda kalir...Gelincikle bebek evde yalniz kalmislardir. Aradan
biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelincigi ve kanli agzini